Tarihin tozlu sayfalarında kalmış çözülemeyen gizem: Karındeşen Jack
Her şey 1888 yılında Londra’nın yoksul ‘Whitechapel’ semtinde başladı. Gaz lambalarının yetersiz kaldığı, yoğun sisin her şeyi yuttuğu o karanlık sokaklarda, tarihin en ünlü ve en vahşi seri katili Karındeşen Jack ortaya çıktı. Karındeşen Jack sadece işlenen cinayetler yüzünden değil, katilin polisle adeta kedinin fareyle oynadığı gibi oynaması ve asla yakalanamaması yüzünden bir efsaneye dönüştü. Peki, aslında neler oldu?

Kanonik Beşli

Katilin kaç kişiyi öldürdüğü tam olarak bilinmiyor. Ancak polis kayıtlarına “kanonik beşli” olarak geçmiş 5 isim vardı. Mary Ann Nichols, Annie Chapman, Elizabeth Stride, Catherine Eddowes ve Mary Jane Kelly. Hepsinin ortak özelliği ‘hayat kadını’ olmalarıydı ve hepsi boğazları kesilerek öldürülmüştü. Karın ve cinsel organların parçalanması, iç organların alınması ve yüzde yapılan tahribatın Karındeşen Jack'in cinayetlerini uygulama şekli olduğunu kabul edilmişti.
Cerrahi Bir Deha mı, Yoksa Bir Canavar mı?
Olayın en büyük gizemi burada yatıyor. Cinayetler zifiri karanlıkta, çok kısa süreler içinde (bazen devriyeler geçmeden hemen önceki dakikalarda) işleniyordu. Buna rağmen katil, organları bir cerrah hassasiyetiyle, çevre dokulara zarar vermeden çıkarıyordu.
Dönemin adli tıp uzmanları şok içindeydi. Raporlarda, katilin kesinlikle anatomi bilgisi olan biri (bir doktor, cerrah veya çok yetenekli bir kasap) olduğu belirtiliyordu. Sıradan bir sokak serserisinin karanlıkta böyle bir "ameliyatı" yapması imkansızdı.
"Cehennemden" Gelen Mektuplar
Karındeşen Jack’i diğerlerinden ayıran şey, egosuydu. Karındeşen cinayetleri süresince polis, gazeteler ve çeşitli kişiler dava ile ilgili binlerce mektup almışlardır. Bazıları katili yakalamakla alakalı iyi niyetli önerileri içeren mektuplar olmasına rağmen, büyük çoğunluğu faydasız mektuplardı. Binlerce mektubun katilin kendisi tarafından yazıldığı iddia edilmiş, ancak bunlardan özellikle üç tanesi öne çıkmıştır: “Sevgili Patron”, “Küstah Jack” kartpostalı ve “Cehennemden” mektubu.
Sevgili Patron

25 Eylül tarihli “Sevgili Patron” mektubu 27 Eylül 1888 tarihinde postalanarak Merkezi Haber Ajansı tarafından alınmış, 29 Eylül tarihinde Scotland Yard'a tekrar postalanmıştır. Bu mektup ilk başta bir kandırmaca olarak düşünülmüş, ancak Eddowes'un cesedinin mektubun postalanmasından 3 gün sonra bir kulağı kısmen kesilmiş olarak bulunması ve mektupta da “kadınların kulaklarının kesilmesi”nin vadedilmesi üzerine bu mektup dikkate alınmıştır. Aslında Eddowes’un kulağının saldırı sırasında katil tarafından yanlışlıkla kesilmiş gibi gözükmektedir ve katil mektupta bahsettiği gibi kulağı hiçbir zaman polise göndermemiştir. “Karındeşen Jack” ismi ilk olarak bu mektupta imza olarak kullanılmış ve yayınlanmasının ardından uluslararası kötü bir üne sahip olmuştur. "Sevgili Patron" mektubundan sadece birkaç gün sonra, 1 Ekim 1888’de, Haber Ajansı'na kan donduran bir kartpostal daha ulaştı:
"Küstah Jack" (Saucy Jacky).

Bu kartpostalı diğerlerinden ayıran ve polislerin tüylerini diken diken eden detay, Jack’in "Çifte Olay"dan (Double Event) bahsetmesiydi. Jack, aynı gece işlenen Elizabeth Stride ve Catherine Eddowes cinayetlerine atıfta bulunuyordu. Kartpostalın üzerindeki kan lekeleri bir yana, yazarın "Bu sefer ikisini birden hallettim" tarzındaki alaycı tavrı, polisle resmen dalga geçtiğini kanıtlıyordu. Ancak korku filmi asıl şimdi başlıyordu.
"Cehennemden" Gelen Yarım Böbrek

16 Ekim 1888’de Whitechapel Gözetim Komitesi başkanı George Lusk’a küçük bir kutu geldi. Kutunun içinden çıkan şey ne bir mektup ne de bir tehdit notuydu. Kutuda, alkol içinde saklanmış insan böbreğinin yarısı vardı.
Kutudan çıkan "Cehennemden" (From Hell) başlıklı notta, yazar şöyle diyordu: "Bu böbreği bir kadından aldım ve sizin için sakladım. Diğer parçasını kızartıp yedim, tadı çok güzeldi."
Dönemin doktorları böbreği incelediğinde bunun gerçekten de 45 yaşlarında, alkolizm geçmişi olan bir kadına (Catherine Eddowes'a uyuyordu) ait olabileceğini belirttiler. Bu olay, Jack’in sadece bir katil değil, aynı zamanda tam anlamıyla bir yamyam olabileceği şüphesini de doğurdu ve halk arasındaki paniği zirveye taşıdı. Artık herkes biliyordu ki; dışarıdaki "şey" bir insandan çok daha fazlasıydı.
1. İlk Kurban: Mary Ann Nichols (Polly) – 31 Ağustos

Her şey Buck’s Row’da başladı. Polly Nichols bulunduğunda boğazı o kadar derin kesilmişti ki başı gövdesinden ayrılmak üzereydi. Ancak asıl dehşet, karın bölgesindeki yaralardaydı. Katil, sadece öldürmekle kalmamış, kurbanına zarar vermekten zevk almıştı. Bu, polisin daha önce hiç görmediği türden bir öfkeydi.

2. Vahşet Artıyor: Annie Chapman (Dark Annie) – 8 Eylül

Sadece bir hafta sonra, Hanbury Caddesi’nde Annie Chapman bulundu. Bu sefer katil daha cüretkardı. Sabahın erken saatlerinde, insanların işe gitmeye başladığı bir vakitte cinayeti işlemişti. Polly’den farklı olarak, Annie’nin rahminden bir parça cerrahi bir yetenekle alınmıştı. Jack, artık koleksiyon yapmaya başlamıştı.

3. ve 4. "Çifte Olay": Elizabeth Stride ve Catherine Eddowes – 30 Eylül

O gece, Jack’in en yoğun gecesiydi. Önce Elizabeth Stride’ı hedef aldı. Ancak Stride bulunduğunda "sadece" boğazı kesilmişti ve vücudunda diğer kurbanlardaki gibi parçalanmalar yoktu. Muhtemelen katil, iş üzerindeyken bir devriye veya geçen biri tarafından rahatsız edilmiş ve kaçmak zorunda kalmıştı.

Ama Jack’in öfkesi dinmemişti. Yarım bıraktığı işi tamamlamak istiyordu. Sadece 45 dakika sonra ve birkaç sokak ötede Catherine Eddowes’u buldu. Stride’da yapamadığı her şeyi Eddowes üzerinde gerçekleştirdi. Yüzü tanınmaz hale getirilmiş, böbreği alınmış (Lusk’a gönderilen böbrek) ve kulak memesinin bir kısmı kesilmişti.
Final ve En Korkunç Sahne: Mary Jane Kelly

Tarihler 9 Kasım 1888’i gösterdiğinde, Jack finalini yapmak üzereydi. Mary Jane Kelly cinayeti, diğer dört cinayetten tamamen farklıydı ve vahşetin zirvesiydi.
Mary Jane Kelly Olayının Diğerlerinden Farkı Nedir?
Diğer dört kadın (Nichols, Chapman, Stride, Eddowes) sokakta, karanlık kuytu köşelerde öldürülmüştü. Bu da katilin işini çok hızlı, belki de dakikalar içinde yapıp kaçmasını gerektiriyordu. Sürekli yakalanma korkusu vardı.
Ama Mary Jane Kelly farklıydı.
Kelly, Miller’s Court’taki kendi kiralık odasında öldürüldü. Kapalı bir kapının ardındaydı. Bu, katile daha önce sahip olmadığı bir şeyi vermişti: Zaman.

Katil yakalanma korkusu olmadan saatlerce Kelly’nin cesediyle uğraşmıştı. Odaya giren polisler hayatlarında görebilecekleri en korkunç manzarayla karşılaştılar. Kelly’nin bedeni tanınmayacak haldeydi; yüzü tamamen parçalanmış, iç organları çıkarılıp odanın çeşitli yerlerine (yatağın yanına, resim çerçevelerinin üzerine) adeta bir "sanat eseri" gibi sergilenmişti. Kalbi ise kayıptı.
Bu cinayet, Jack’in sadece bir katil değil, eline fırsat geçtiğinde insanlıktan tamamen çıkabilen bir canavar olduğunun en büyük kanıtıydı. Ve bu, bilinen son büyük eylemi oldu. Sislerin içinden gelen katil, bu vahşetten sonra yine sislerin içine karışıp sırra kadem bastı.

Maskenin Ardındaki Yüz: Şüpheliler ve Çılgın Teoriler
Aradan geçen 130 yıldan fazla zamana, yüzlerce kitaba ve filme rağmen şu sorunun cevabını hala net olarak veremiyoruz: Karındeşen Jack kimdi?

Scotland Yard’ın dosyalarında yüzlerce isim geçti. Kasaplar, doktorlar, serseriler ve hatta kadınlar bile şüpheli listesindeydi. Ancak bazı isimler var ki, hem dönemin polisinin hem de bugünün araştırmacılarının "En güçlü aday" dediği kişiler. Tabii bir de işin içine Kraliyet Ailesi'ni bile katan o meşhur komplo teorileri var.
1. Polisin ve Bilimin Bir Numaralı Şüphelisi: Aaron Kosminski

Dönemin polis raporlarında sıkça adı geçen Kosminski, Polonya asıllı bir yahudiydi ve Whitechapel’da berberlik yapıyordu. Akıl sağlığı yerinde değildi, kadınlardan nefret ettiği ve şiddet eğilimli olduğu biliniyordu.

Neden O?
Kosminski, son cinayetten kısa bir süre sonra akıl hastanesine kapatıldı ve 1919’da ölene kadar orada kaldı. O hastaneye yattıktan sonra cinayetlerin bıçak gibi kesilmesi, polisin gözlerini ona çevirmesine neden oldu.
Modern Kanıt: Yakın tarihte (2014 ve sonrasında), dördüncü kurban Catherine Eddowes’un olay yerinde bulunan şalı üzerinde yapılan DNA analizlerinin Kosminski ile eşleştiği iddia edildi. Bu, şu an için elimizdeki en güçlü bilimsel veri olsa da tartışmalar hala sürüyor.
2. İntihar Eden "Beyefendi": Montague John Druitt

Druitt, Kosminski’nin aksine iyi eğitimli bir avukat ve öğretmendi. Ailesinde doktorlar vardı (cerrahi bilgi şüphesi buradan geliyor).
Neden O?
Son kurban Mary Jane Kelly’nin öldürülmesinden kısa bir süre sonra, Druitt’in cesedi Thames Nehri’nde bulundu. Ceplerinde taşlar vardı; intihar etmişti. Polisin teorisi şuydu: "Katil son cinayetindeki vahşetten (Kelly cinayeti) sonra zihinsel olarak tamamen çöktü ve kendini öldürdü." Cinayetlerin onun ölümüyle son bulması, onu listenin başına taşıdı.
3. En Büyük Komplo Teorisi: Prens Albert Victor ve Kraliyet Sırrı

İşte işin renginin değiştiği, olayların polisiye bir vakadan çıkıp devasa bir komplo teorisine dönüştüğü yer burası. Bu teoriye göre katil sıradan biri değil, Kraliçe Victoria’nın torunu Prens Albert Victor'du (veya cinayetler onu korumak için işleniyordu).
Hikaye Ne?
Teoriye göre Prens, Whitechapel’da çalışan bir kadından gayrimeşru bir çocuk sahibi olmuştu (veya frengi kapıp delirdiği için cinayetleri işliyordu). Bu sırrı bilen ve şantaj yapma potansiyeli olan hayat kadınları, Kraliyet'in "temizlikçileri" tarafından susturulmalıydı. Bu teoride genellikle Kraliyet doktoru Sir William Gull, Prens adına cinayetleri işleyen kişi olarak gösterilir.

Masonluk işaretleri, örtbas edilen deliller ve yüksek profilli kişilerin korunduğu iddiaları bu teoriyi her zaman popüler kılmıştır. "From Hell" filmi de dahil olmak üzere pek çok kurgu bu teoriden beslenir. Ancak tarihçilerin çoğu bunun sadece heyecan verici bir kurgu olduğu görüşünde.
4. Günlükteki İtiraf: James Maybrick

1990’larda ortaya çıkan bir günlük ortalığı karıştırdı. Liverpoollu pamuk tüccarı James Maybrick’e ait olduğu iddia edilen günlükte, Karındeşen cinayetlerinin detayları ve itirafları yer alıyordu. Günlükte "Tüm bunları aşkım için yapıyorum" gibi ifadeler vardı. Ancak yapılan analizler günlüğün sahte olabileceğini gösterse de, Maybrick hala "Karındeşen Jack" adayları arasında popülerliğini koruyor.
Sislerin Ardındaki Gerçek
1888 sonbaharında Londra’nın kalbine korku salan o karanlık gölge, geldiği gibi aniden ortadan kayboldu. Mary Jane Kelly cinayetinden sonra benzer bir vahşet bir daha yaşanmadı. Polis dosyaları açık kaldı, yüzlerce teori üretildi, filmler çekildi, kitaplar yazıldı ama o sorunun cevabı asla verilemedi: O kimdi?
Belki de Karındeşen Jack’i bu kadar "unutulmaz" kılan şey, sadece işlediği vahşi cinayetler değildi. O, modern zamanların ilk "medya canavarı"ydı. Gazetelerin manşetlerinden inmeyen, polise mektuplar yazıp dalga geçen ve sisteme meydan okuyan, yüzü olmayan bir korkuydu.
Bugün Whitechapel sokakları artık o günkü kadar karanlık değil. Olay yerlerinin çoğunun yerinde modern binalar yükseliyor. Ancak sisli bir Londra akşamında o sokaklardan geçerken, tarihin tozlu sayfaları arasında sıkışıp kalmış o soğuk nefesi hissetmemek imkansız.
Katil, sırrını da yanına alarak mezara gitti. Bize ise çözülmemiş bir bulmaca ve insan doğasının ne kadar karanlıklaşabileceğine dair ürkütücü bir ders kaldı. Jack the Ripper, sadece bir katil değil, Viktorya dönemi Londra'sının çözülemeyen en büyük gizemi olarak tarihteki yerini korumaya devam edecek.