Tarihin En Ürkütücü Direnişi: Ölü Adamların Saldırısı (1915)
Bazen tarih kitaplarını karıştırırken ya da internetin derinliklerinde gezinirken öyle hikayelere denk geliyorum ki, "Bu gerçek olamaz, kesin bir film senaryosudur," demekten kendimi alamıyorum. Bugün size anlatmak istediğim olay da tam olarak böyle bir şey. Adı bile insanı ürkütmeye yetiyor: Ölü Adamların Saldırısı (The Attack of the Dead Men).
Sizi 1915 yılına, I. Dünya Savaşı’nın o kaotik günlerine, bugünkü Polonya sınırları içinde kalan Osowiec Kalesi'ne götüreyim.
"Artık Kimse Sağ Kalamaz" Denilen An

Durum şöyle: Alman ordusu, Rusların elindeki bu stratejik kaleyi almak için aylardır uğraşıyor. Top atışları, piyade saldırıları... Ne denedilerse Rus askerlerinin inadını kıramıyorlar. Ve nihayetinde Alman komutanlar, o dönem savaşın en acımasız silahına başvurmaya karar veriyor: Zehirli gaz.

Tarihler 6 Ağustos 1915’i gösterdiğinde, sabahın erken saatlerinde rüzgarın yönünü fırsat bilen Almanlar, kaleye doğru yoğun bir klor ve brom karışımı gaz pompalıyorlar. O zamanlar Rus askerlerinin elinde doğru düzgün gaz maskeleri yok; sadece yüzlerine sardıkları ıslak bez parçalarıyla korunmaya çalışıyorlar.
Gaz o kadar etkili ki, kalenin etrafındaki çimenler siyaha dönüyor, ağaçların yaprakları sararıp dökülüyor, hatta askerlerin silahlarındaki bakır parçalar bile korozyona uğruyor. Almanlar, içerideki herkesin acı içinde öldüğüne o kadar emin ki... Yaklaşık 7.000 kişilik Alman piyade birliği, "Artık sadece cesetleri toplayacağız" rahatlığıyla kaleye doğru yürüyüşe geçiyor.
Ve Ölüler Yürümeye Başlıyor...

İşte tarihin donduğu an burası. Alman askerleri sislerin dağılmasıyla birlikte karşılarında bir hayalet ordusu buluyorlar.
Gazdan ciğerleri parçalanmış, yüzleri kimyasal yanıklar içinde, kan tüküren ve üniformaları erimiş halde yaklaşık 60 ile 100 Rus askeri, siperlerden doğrulup süngü hücumuna kalkıyor. Bu askerler tıbben ölmek üzereydiler. Ayakta duracak halleri yoktu ama o son nefesleriyle, boğuk ve korkunç bir "Hurra!" nidasıyla karşı taarruza geçtiler.
Düşünün; karşınızda filmlerden fırlamış zombileri andıran, kanlar içinde ama ölmeyi reddeden bir grup insan size doğru koşuyor.
Psikolojik Kırılma ve Kaçış
Bu manzara karşısında 7.000 kişilik Alman ordusu tam anlamıyla dehşete düşüyor. Karşılarındakilerin insan olup olmadığını bile anlayamadan, büyük bir panik dalgasıyla geri kaçmaya başlıyorlar. Öyle bir panik ki, kaçarken birbirlerini eziyorlar, kendi dikenli tellerine takılıyorlar.
Bir avuç "ölü adam", koca bir orduyu sadece korkunç görüntüleri ve insanüstü iradeleriyle püskürtüyor.

Rus askerleri kaleyi o gün savunmayı başardılar ama çoğu, saldırıdan kısa bir süre sonra gazın etkileri nedeniyle hayatını kaybetti. Yine de bu hikaye, savaşın vahşetini ve insanın hayatta kalma (ya da onurlu bir şekilde ölme) dürtüsünün ne kadar güçlü olabileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti.
Sabaton grubunun bu olay için yazdığı şarkıyı dinlediğimde de aynı hisse kapılmıştım: Bu bir zafer hikayesinden çok, bir trajedi ve irade destanı.
Tarihin bu tozlu ve hüzünlü sayfasını hatırlamak, barışın değerini anlamak için bence çok kıymetli.