Sinema Sektörü Neden Kan Kaybediyor?

"Sinemanın batışı" kulağa çok iddialı, hatta biraz karamsar bir laf gibi gelebilir. Ancak durup bir düşündüğümüzde, özellikle son birkaç yıldır yaşananlara bakınca, bu iddialı kelimenin pek de yanlış olmadığını fark ediyoruz.

Gelin, sinemayı iki döneme ayıralım: 2020 öncesi ve 2020 sonrası.

Bir zamanlar dünyadaki en önemli "silahlardan" biri olan, kültürleri şekillendiren, hatta Soğuk Savaş'ın seyrini bile değiştirebilen sinema, nasıl oldu da bu kadar değersizleşti?

Bir zamanların silahı “Sinema”

Tarihe baktığımızda, sinemanın güçlü bir propaganda aracı olarak kullanıldığı gerçeğini görmezden gelemeyiz. 1933-45 yılları arasında, bugün insanlığın lanetlediği Adolf Hitler'in bile, sinemayı kullanarak kitleleri nasıl etkilediğini biliyoruz.

Jud Süß

Bu Nazi yapımı film, 18. yüzyılda yaşamış Yahudi bankacı Joseph Süß Oppenheimer’ın hikayesini tamamen çarpıtarak anlatıyordu. Filmde Yahudiler; 'parazit', 'açgözlü', 'ahlaksız' ve 'Alman kadınlarının ırzına göz diken' tehlikeli varlıklar olarak resmediliyordu. Mesaj netti: "Bakın, onlara yetki verirseniz başınıza bu gelir." Bu ve benzeri filmler, korku ve nefreti körükleyerek Nazi Almanyası'nın yaptığı soykırımları kendi halkı nezdinde meşru kılıyordu.

Filmde Joseph Süß, bir Alman kadınını ayartmaya çalışırken.

Bu durum Soğuk Savaş'ta da farksızdı. Hepimizin bildiği Rocky serisinin 4. filminde, Rocky'nin Sovyetlerin "makine" gibi yetiştirilmiş, devasa ve duygusuz boksörü Ivan Drago ile karşılaşmasını izledik. Rocky'nin "kalbiyle" dövüşmesi, Drago'nun teknoloji ve steroidlerle dolu antrenmanına karşıydı. Sonuç? Rocky, Moskova'nın ortasında Amerikan bayrağıyla zafer kazandı. Sinema, yine görevini yapmıştı.

Amerika, Sovyetleri deviriyor

Altın Çağ

1991'den sonraki 'barışçıl dönem' ise adeta sinema dünyasının zirvesi oldu. Titanic, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Avatar, Marvel serileri... Bu yapımları bilmeyenimiz yoktur.

Titanic, batmaz denilen geminin trajedisi, enkazının filmden sadece 12 yıl önce bulunması, döneminin ötesindeki görsel efektleri ve klasik 'zengin kız-fakir oğlan' temasıyla 2009'a (yani Avatar gelene) kadar gişe rekorunu elinde tuttu.

Ama bu popüler dönemde çoğumuzun gözden kaçırdığı bir detay vardı: Çizgi filmler.

Bizim nesil (veya bizden bir tık büyükler), 90'lardaki X-Men: The Animated Series, o efsane jenerikli Spider-Man ve özellikle Batman: The Animated Series ile büyüdü. Bu çizgi filmlerin ortak bir noktası vardı: İster çocuk ol, ister yetişkin, bu yapımları severek izleyebilirdin. Çünkü bu süper kahramanların da dertleri olduğunu, bizim gibi "insan" olduklarını bilerek büyüdük.

X-Men (sol) ve Spider Man (sağ) çizgi filmleri

Peki, 2000'lerin başında (ilk X-Men filmi, Sam Raimi'nin Spider-Man'i) ve özellikle 2008'de (Iron Man ve The Dark Knight) sinemaya para verip gidecek yaşa kim geldi? Biz.

O çizgi filmlerin ektiği tohumların hasadını Marvel ve DC yaptı. Özellikle Marvel Sinematik Evreni'nin 2008-2019 arasındaki 11 yılı, tam da bu yüzden bir "altın çağ" oldu. Bize sinemada görmek istediğimiz o bağlantılı evreni verdiler.

Sinemanın 2010-19 arası seyirci sayısı. (Veriler halka açıklanmadığı için tahminidir)

Peki Nasıl Battı?

Her güzel şeyin bir sonu vardır, ancak sinemanın düşüşü biraz sert oldu. Bunun üç ana nedeni var:

1. Dijital Platformlar ve COVID Etkisi

Korona pandemisi bizi 1,5 yıl boyunca sinemalardan uzak tutmakla kalmadı, hepimizi eve hapsetti. Bu süreçte evden bir şeyler izlemek alışkanlık haline geldi. Tahtını zaten sağlamlaştırmış olan Netflix’in yanına Disney+, HBO Max ve Amazon Prime Video gibi devler eklendi.

Artık insanlar dilediği her şeyi bir tuşla, istediği zaman izlemeye başladı. Üstelik az önce saydığım o popüler serilerin hepsi artık bu platformlarda! Biliyorum ki, yeni bir Marvel filmi çıksa bile en geç 3 ay sonra o filmi evimin rahatlığında izleyebileceğim.

Hızlı ve Öfkeli veya Avatar gibi dev bütçeli seriler sinemada çırpınmaya devam ederken; Esaretin Bedeli, Yeşil Yol, Forrest Gump veya Hangover gibi bize sinemayı sevdiren dram ve komedi sektörü adeta bir mezarlığa dönüştü. Artık sinemada sadece süper kahraman ya da devasa seri filmleri kaldı.

2. Popüler Serilerin "Cıvıması"

Cıvımaktan kastım; Marvel, DC, hatta Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi efsanelerin, sırf daha fazla para kazanmak uğruna sinemadan dijital platformlara "dizi" olarak taşınması.

Üstelik bunları o kadar kötü yaptılar ki, sanki bu dizilere ödev gibi çalışmak zorundayız. Platformlara üye değilsiniz ama serinin bütün filmlerini sinemada izlediniz diyelim. Yeni X filmine gittiğinizde, olayların aslında Y dizisinde geçtiğini ve önceki filmlerle pek bir bağlantısı olmadığını, sadece Y dizisini izlerseniz bu filmi anlayabileceğinizi öğreniyorsunuz. Bu durum, seyirciyi yordu ve soğuttu.

3. "Çocuklaştırma" Tuzağı

Bu konu da aslında bir öncekiyle bağlantılı. Ben küçükken, bahsettiğim o çizgi filmleri babamla beraber izlerdim ve ikimiz de keyif alırdık. Şu an günümüzde çıkan yeni içerikler ise neredeyse tamamen 0-7 yaş arasına hitap ediyor ve hiçbir yetişkinin ilgisini çekmiyor.

Zamanında ölümlerin, kanın ve gerçek dramanın olduğu çizgi filmler; şu an konuşan ineklere ve anlamsız konulara sahne oluyor. Eskiden bir filmde korkup izlemek için yanınıza bir büyüğünüzü almanız gerekirken (ve onlar da bu durumdan mutluyken), şimdi aynı esprilerin, kötü görsel efektlerin ve ölüm sahnelerinde bile herkesin "çoklu evren" temasıyla bir şekilde geri getirildiği basitleştirilmiş bir dönemdeyiz.

Sinemanın büyüsü, yerini hızlı tüketime ve "içeriğe" bıraktı. Belki de "batmak" doğru kelimedir.

2019-24 arası seyirci sayısı. (Sinemanın sert düşüşünden sonra veriler zoraki bir şekilde açıklanmaya başladı)