Çocukluğumun Efsanesi Nasıl Hurdaya Döndü: Transformers Benim İçin Neden Bitti?

2007 yılını ve ilk filmin duyurulduğu o günleri dün gibi hatırlıyorum. Hayal dünyamın en geniş olduğu, halının üzerinde arabalarımı sürerek kendi savaşlarımı kurduğum, oyun oynamaktan asla bıkmadığım o yaşlardaydım. Henüz internet bugünkü gibi hayatımızı ele geçirmemişti ama o ilk fragman yayınlandığında küçücük dünyamda kopan fırtınayı tarif edemem.
Sinema salonundaki koltuğa gömüldüğümde bacaklarımın yere bile değmediği o anı asla unutamam. Işıklar kapandı, o metalik dönüşüm sesi salonu titretti ve perdede onları gördüm. Ama beni asıl büyüleyen şey sadece o devasa görsellik değildi, o seslerdi.
Burada bir parantez açmak zorundayım: O filmin Türkçe dublajı o kadar efsaneydi, karakterlerin ruhuyla o kadar bütünleşmişti ki, bugün bile seriyi orijinal dilinde izleyemiyorum. Benim için Optimus Prime'ın sesi orijinalindeki Peter Cullen değil, o tok, güven veren ve babacan tonuyla bizim dublaj sanatçılarımızdır. O yaşta o ses bana öyle bir işledi ki, "Ben Optimus Prime" dediğinde gerçekten beni ve dünyayı koruyacak bir liderin konuştuğuna inanmıştım.
Peki, o çocuksu hayranlıktan bu hayal kırıklığına nasıl sürüklendim? Neden artık bu seri benim için bitti?
İşte Transformers’ın kendi efsanesini kendi elleriyle nasıl yok ettiğinin özeti:
1. Sam Witwicky’nin Çığlıklarını Dinlemekten Yoruldum

Ben o yaşta sinemaya tek bir şey için gitmiştim: Cybertron’dan gelen o asil ve güçlü robotların savaşını izlemek. Ama senaristler inatla bana bunu vermedi. Filmlerin yarısından çoğunda Sam Witwicky’nin üniversite dertlerini, kız arkadaşı problemlerini ve bitmek bilmeyen "OPTIMUUUS!" diye bağırmalarını izlemek zorunda kaldım. Koskoca uzaylı robotların kaderi neden sürekli ergen bir çocuğun eline bakıyor? Robotlar ana karakter olması gerekirken, insanların arkasında patlayan fon dekorlarına dönüştüler.
2. Decepticon Lideri Megatron’un Maskaraya Dönüşmesi

İlk filmdeki Megatron’u hatırlayın. Cazgır, korkutucu, sırf duruşuyla bile tehdit saçan bir liderdi. Jazz’ı ikiye ayırdığında dehşete düşmüştüm. Peki sonra ne oldu? Devam filmlerinde Megatron resmen şamar oğlanına döndü. Her gelenin tekme tokat dövdüğü, oradan oraya savrulan, hatta bir ara kafasına örtü geçirip paslanmış bir kamyon olarak gezinen aciz bir karaktere dönüştürüldü. Evrenin en korkulan tiranını, Optimus’un gölgesinde kalan sıradan bir yan karaktere çevirdiler.

3. Sentinel Prime Çelişkisi

Beni senaryo anlamında en çok deli eden kısımlardan biri Sentinel Prime olayıydı. Adam o kadar güçlü gösterildi ki, Prime’ların piri, teknolojinin üstadı... Sahada Optimus Prime’ı bile ezip geçti, neredeyse yok ediyordu. Ama aynı adam gidip Megatron ile gizli anlaşma yapıyor? Yahu sen bu kadar güçlüysen, Optimus’u bile tek kolunla devirebiliyorsan, neden Megatron gibi o dönemde zayıf düşmüş birine ihtiyaç duyasın? Hem "yenilmez savaşçı" imajı çizip hem de korkakça pazarlıklar yaptırtmak karakterin tutarlılığını yerle bir etti.
4. Şu Lanet Olası "Neden Dünya?" Sorunsalı: Bi Gitmediler Arkadaş!

Serinin en büyük saçmalığına gelelim. Çizgi filmlerde (özellikle G1'de) mantık çok basitti: Dünya sadece bir enerji kaynağıydı, stratejik bir noktaydı. Decepticonlar enerjiyi sömürüp gitmek istiyordu, Autobotlar da onları durduruyordu.
Ama filmlerde? Evrenin bütün sırları inatla bizim gezegene gömülmüş!
• Allspark dünyada (bu mantıklı bir hikayeydi. Küp uzayda kaybolup dünyaya düşmüş.)
• Güneşi yok edecek makine piramitlerin altında.
• Uzay köprülerinin anahtarı burada.
• Dinozorlar zaten robotmuş.
• Hatta dünyanın kendisi Unicron’muş.
Yahu arkadaş, koca evrende başka gezegen mi kalmadı? Neden her şeyin merkezi Dünya? Cybertronluların ataları neden milyonlarca yıl önce gelip her şeylerini bizim arka bahçeye gömmüşler? Hayır, madem dünya bu kadar önemliydi ilk filmde neden sadece küp için geldiler vs diyorsun. İkinci filme bakıyorsun tüm Primelar dünyada kendini feda etmiş. Ulan hani bunlar küp için gelmişti? Bu konuyu o kadar zorladılar ki, işin mistik tarafı "yeter artık, bi salmadınız şu gezegeni" noktasına geldi. Bu ısrar, hikayeyi daralttı ve inandırıcılığı tamamen öldürdü.
5. Unicron Fiyaskosu

Transformers evreninin en büyük tehdidi, gezegen yiyen devasa Unicron... "Son Şövalye" filminde bu konuya girdiklerinde "Tamam" dedim, "Şimdi kıyamet kopacak." Sonuç? Dünyanın kendisi Unicron’muş. Tamam, fikir kağıt üzerinde ilginç olabilir ama işleniş berbat! Koskoca Unicron’u, yerden çıkan birkaç boynuz ve anlamsız metal parçaları olarak gösterip geçiştirdiler. O kadar büyük bir potansiyeli bu kadar kötü bir senaryoyla heba etmek, serinin tabutuna çakılan son çiviydi.

Sonuç: Hype Treninden İndim

Geldiğimiz noktada, artık yeni bir Transformers filmi duyurulduğunda o 2007'de sinema koltuğunda heyecandan yerinde duramayan çocuğun hissettiklerini hissetmiyorum.
O mükemmel Türkçe dublajın verdiği "gerçeklik" hissi, yerini metal gürültüsüne ve "yine mi Dünya'yı kurtarıyoruz" bıkkınlığına bıraktı. Kızgın mıyım? Artık değilim. Sadece çocukluğumun en güzel anılarından birinin bu kadar özensizce harcanmasına kırgınım.